
Kendi kendine konuşur kadar rahat ve umursamaz. Seçtiği kelimeler bir o kadar özensiz. Söylemek istediği ne kadar yüce olsa da o dudaklardan dökülünce, dökülüyor işte ayaklar altına. Tüm iyi niyetinize rağmen gülümsemeniz yarım kalır karşıdakine. İticidir tek kelimeyle. İşte böyle insanları sevmem, sevilmesini de tasvip etmem. İllaki her insandan aynı standardı beklemek doğru değil. Lakin bu kadar da altında kalınmaz ki ortalamanın. Bazen sağır olduklarını düşünüyorum, ama bu öyle bir sağırlıktır ki sadece kendi söylediklerini duymazlar, ne anlama geldiğini bilmezler. Self-sağırlar, baya da sığırlar aslında… İşte böyle anlardır kendimi en çok zorladığım. Susuver lütfen bitecek bu çile diye kendi kendime telkinler savurduğum, ama inadına açılır o küçük delik, döner de döner içindeki kemiksiz yılan, bir tıslaması eksiktir o da gelirse akabinde, atar benim kafa. Çizgi film misali görürsünüz burnumdan çıkan dumanları bir boğa edasıyla. Bu da kâfidir lafın gidişini elime almama;
Ulan zekânın kırıntısının uğramadığı diyarlarda arzı endam eden, insan kılığına girmişlerle düşüp kalkan ucube, sinir etme beni. Lafını bil ki yutturmayayım sana lisan-ı avamı.
Ben ki incelik gösterip, esirgememişim hasbi halimi. Sen ki illa kaldıracaksın kaş-ı hilalimi.
Ben ki sükûnete altın deyip sarılan, Sen ki gümüş olan sözün sırlarından aciz olan.
Ben ki tevazu gösterip alttan alan, sen ki kelime seçiminde sınıfta kalan.
Lakin bu tümceler de beyhudedir bilirim. Sende nerde bunu idrak edecek beyin kırıntıları, nerde senin gibilerde böyle şeylerden pay çıkarma mahareti.
29 Ocak 2010 Cuma
yetti
Gönderen Boris zaman: 10:54
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder