BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS »

1 Şubat 2010 Pazartesi


Durgun suya kılıç sallar gibi, esen yele yumruk atar gibi, alevi avuçlayıp yağmuru öpmek gibi… Hayat böyle işte, inişli çıkışlı bir yolda sağa sola yalpalayan at arabacısın sürücüsüyüz bizler. Kırbaçlanan atların çektiği arabamız ne kadar sağlamsa o kadar yol alır arabacı. Atlar ne kadar güçlüyse o kadar hızlı uzanırız yılan misali kıvrılan o uzun yollarda. Biz arabacılar, ne tuhaf olaylara şahitlik etmişizdir o bitmez varışlarda. Tüccarı, ozanı, soytarısı, prensi, kraliçesi, soylusu, köylüsü, fahişesi, askeri, hırsızı, arsızı neleri vardır neleri… Yollar başka, yolculuklar başka, varılacak yer başka bir olaydır. Dalından düşen yaprağın kısadır yolu, aheste aheste yol alır. Şelaleden akan su sabırsız olağanca hızıyla devam eder yoluna. Herkesin gidecek bir yeri varmış gibi gelir insana ilk bakışta lakin avare dolaşan niceleri görünmez birer figüran gibi devamlı rol yaparlar filmde. Kime kavuşacakları muamma zaten kavuşmak değil devam etmektir aslolan. Yolculuklar eşittir hasret, eşittir vuslat. Yolculuklar kalanlar için ayrı gidenler için ayrıdır. Bazen at arabasının tekerlerinden biri çıkar. Aniden sendeleyip düşüverir arabacı. Önce ufaktan bir küfür akabinde hayıflanmalar alır başını yürür ama hiçbiri işe yaramaz, eline alıp kırılan tekerleği yerine takmak hariç. Kendinden emin bir tavır sarar sonra etrafı, toprak emer muzaffer arabacının tükürüğünü. Bir tekerleğe bakar bir önündeki yola. Çıkarır tütününü sarar, içine çektikten sonra nikotinin verdiği rahatlamayı da arkasına alıp bir kaşını havaya kardırır meydan okurcasına doğaya. Tekrar kurulur soğumuş minderine… İlk midir yoksa son mudur bahar. Arabacının umurunda dahi değildir. Kış olmasın da der, lakin bilir kış da gelecektir ona göre hazırlıklarını yapar zaten korkmaz. Fazladan bir mintan, bir fanila ve üstüne de kuzu postundan bir mantodur kış onun için. Derken gözü yoldaki fahişeye ilişir laf atacağından değil. Anormal kılığından dikkatini çeker bu daha tazedir, önceki gördüklerine benzemez pek, ötekileri yıpratmıştır hayat, buysa önündeki zor hayatı takmaksızın müşterisiyle dalga geçercesine cilveleşir. Dudağına öpücükten başka bir şey denk gelmediği her halinden bellidir. Lakin birgün geleceğinden de arabacı emindir. Onun içindir içinde uyanan uyarma hissi, arabacı için sıradan fahişe için geleceği görmek olandır arabacının yaptığı. Geleceği görmek değil midir zaten geçmişe bakmak…

0 yorum: